boşanmanın çocuk üzerindeki etkisi


14/11/2007 · Kategori: cocuk psikolojisi

Boşanmış Aileler ve Çocukları

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

"Makul Çözüm" Mart 2004

Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz.

Şu bir gerçek ki boşanmanın yükünü en fazla çocuklar çekiyor. Boşanma çocuğun hiç istemediği fakat kaçınılmaz olarak sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığı bir durumdur. Boşanan eşler yeterince sorumlu davranmadıkları takdirde çocukta uyum ve davranış sorunları ortaya çıkabilir.

Çocuğun dünyasından boşanmaya bakarsak, çocuk genellikle boşanmadan dolayı kendisini suçlu hisseder. Anne ve babasının kendisi yüzünden anlaşamadığını, onun yüzünden boşandıklarını zanneder. Bu durumda anne ve babanın yaklaşımları daha da önem kazanmaktadır. Anne babalar aralarındaki sorunları çocuğa yansıtmaktan özenle kaçınmalılar. Çocuk aile içindeki anlaşmazlıkların kaçınılmaz sonuçlarını zaten görür, bu durumun sorumlusunun kendisi olduğunu düşünür.

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkisi

Anne babası boşanan bir çocuk zaten o yaşta yaşayabileceği en büyük travmalardan birini yaşamaktadır. Boşanma öncesinde devamlı didişen anne baba, çocuğu depresyona iten bir sebeptir. Aileler boşanma öncesinde ve sonrasında aralarındaki sorunları çocuklarına asla yansıtmamalıdırlar.

Çocuğun duygusal belleğinin olduğundan, yaşadığı her şeyi kaydettiğinden bahsetmiştik. Çocuk çok küçük bile olsa çevresinde olan biteni takip etmekte, sorunları hissetmektedir. Sorunları hisseden çocuk sıkıntısını söz diliyle anlatamadığı için bunu farklı şekillerde dışarıya yansıtır. Bu durum tırnak yeme, altını ıslatma şeklinde ortaya çıkabilir. Çocukta psikosomatik hastalıklar gözlenebilir; sık sık hasta olur, kusar, bağırsakları bozulur. Evden, okuldan kaçma, kendisine ait olmayan şeyleri alma, uyuşturucuya yönelme gibi durumlar yaşanabilir. Yıkılan ailelerde çocukluk depresyonlarına da çok sık rastlıyoruz. Aileler ne yapıp edip çocuğun kendisini boşanmanın sorumlusu olarak görmesini engellemeli ve çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir.

Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Ebeveyn çocuk ilişkisinde temel bir ilkemiz vardır: Çocuğu büyük insan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak, fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak. Bu ilke çocuk için aşılması zor bir engel olan anne baba ayrılığında da uygulanmalıdır.

Anne babalar ne yapıp edip çocuğu kendi aralarındaki sorunlardan uzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Ancak boşanma çocuktan saklanılamayacak bir durumdur. Sorunları çocuğa yansıtmamak için olan biteni ondan saklamak çözüm değildir. Çocuk zaten ailesinde yaşananları takip edecek, anne baba onu bu konudan haberdar etmezse olayları zihninin elverdiği ölçüde yorumlayacaktır.

Çocuğun yaşananları doğru algılaması için olayı ona bizim anlatmamız faydalı olacaktır. Aksi halde çocuk zihin kapasitesinin üstünde olan bu durumu yanlış anlar ve büyük bir ihtimalle suçu kendisinde arar.

Anne baba boşanma durumunu anlatırken çok açık ve net bir dil kullanmalıdır. Ebeveynler çocuğa yaklaşırken şöyle bir tutum sergileyebilirler: “Biz senin üzüleceğini, bir müddet mutsuz olacağını biliyoruz. Bir süre bu duruma katlanman gerekiyor ama senin bu durumla ilgili hiçbir suçun ve sorumluluğun yok. Bu tamamen bizden kaynaklanan bir olay.” Anne baba çocuğa bu mesajı verebilirse çocuk bu durumdan en az zararla çıkmış olur.

Boşanmadan Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Boşanma aile birliğinin yıkılması ve yerine yeni bir düzen kurulması anlamına gelen zor bir süreçtir. Çocuk için önemli bir travma nedeni olabilecek bu dönemin en az zararla atlatılabilmesi için ailelerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır. Bu başlık altında öncelikle ailelerin bu süreçte düşmemeleri gereken hataları vurgulayalım.

Evlilik esnasında taraflardan biri gerçekten mağdur edilmiş, çok canı yanmış olabilir. Ancak unutulmamalı ki bu mağduriyetin sebebi olarak görülen kişi, aynı zamanda çocuğunuzun annesi ya da babasıdır. Elbette acı çeken bir kişi bunu eşiyle dostuyla paylaşmak isteyecektir fakat bunu yaparken bile çok dikkatli olmak gerekir. Böyle bir konuşma esnasında çocuğun da aynı ortamda bulunmamasına özen gösterilmelidir.

Boşanmanın ardından anne babaların çocuğu kazanma yarışına girmelerine sık sık rastlıyoruz. Bazı ebeveynler çocuğu kendi taraflarına çekmek için çocuğa yanlış mesajlar veriyorlar. Öyle şeyler yaşanıyor ki, çocuk annesinden ya da babasından uzaklaşsın, diğer tarafı seçsin diye “Annen/Baban seni sevmiyor zaten” diyenler, karşı tarafı suçlayanlar dahi oluyor. Bu sözler çocuğun ruh dünyasında tahmin edilemez boyutlarda yaralar açar. Bu çok yanlış ve çocuk açısından çok yaralayıcı bir tutumdur. Eşler ayrılsalar bile çocuğu annesinden ya da babasından ayırmaya çalışmak, eski eşten öç almak için çocuğu kullanmak çocuğun ruh sağlığı açısından asla düşülmemesi gereken hataların başında gelir.

Boşanmanın ardından anne babalar çocuğu kendi taraflarına çekmek için onun istediği her şeyi yapma yanılgısına da düşebilirler. Her istediğinin yapılması çocukta disiplin eksikliğine yol açar. Oysa ki disiplin, doğru kullanıldığı takdirde sağlıklı bir kişilik gelişimi için elzem bir unsurdur. Disiplinli olmaya alışmamış bir çocuk ileride sosyal yaşama adapte olmakta zorluk çekebilir.

Boşanma sürecinde yapılmaması gereken hataların altını çizdik. Şimdi de boşanan eşlerin yerine getirmeleri gereken bazı görevlerini vurgulayalım.

Boşanan eşler, aralarında yaşanan kötü olaylara rağmen arkadaş olmaya gayret göstermeliler. Yaşamı boyunca çocuğun önüne çıkabilecek bir sürü problem olabilir. Anne babanın kimi zaman bu problemlere birbirlerine danışarak çözüm bulmaları, ortak kararlar alıp uygulamaları gerekir. Herhangi bir iş arkadaşı gibi, hiç olmazsa telefonla görüşülebilir. Unutulmamalı ki anne babanın kendi sorumluğunda olan çocuklar her türlü husumetten, öfkeden daha önemlidir. Dağılan bazı aileler çocukları için bazen bir araya gelip arkadaş gibi davranabiliyorlar. Bunu başarabilmek çocuğun bu dönemi yaralanmadan atlatmasına yardımcı olacaktır.

Boşanma sonrasında ebeveynlerin sorumlulukları artabilir. Boşanmadan önce çalışmayan bir anne ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmaya başlamak zorunda kalabilir. Bir evin sorumluluğunu tek başına yüklenmek, çocuk sahibi olmanın ve işin gereklerini bir arada yerine getirmek zordur. Fakat burada yine bir ilkemizi tekrarlama ihtiyacı duyuyoruz. Bir insanın, iyi ve başarılı olması önemlidir ama bundan daha önemlisi iyi bir anne ya da baba olmasıdır.

Bir çocuk, anne babasının ilgisine, onlarla birlikte vakit geçirmeye muhtaçtır. Bu noktada sürekli ve nitelikli birliktelik, çocukla geçirilen kaliteli zaman kavramı önem kazanır. Anne ya da baba çocuklarıyla ilgilenirken bütün dertlerini, sorumluluklarını bir kenara bırakıp çocuğa odaklanmalıdırlar. Çocuk annesinin ya da babasının aklının başka yerde olduğunu hissederse kendisini dışlanmış gibi hisseder ve bir yere ait olma ihtiyacı duyar. Çocuk kendisine önem verilmediğini hissetmemeli, kendisini güvende ve ailesine ait hissetmelidir. Çocuğun psiko-sosyal ihtiyaçlarının karşılanması kişilik gelişimi açısından çok önemlidir. Anne baba çocuğunun ihtiyaçlarını görüp doyurmazsa çocuk, içgüdüleriyle bazı anlık zevklere yenilebilir, aidiyet duygusunu yanlış insanlarla tatmine yönelebilir.

Çocuğun cinsel gelişimi açısından da vurgulanması gereken noktalar var. Bilindiği gibi erkek çocuklar cinsel kimliklerini babadan, kız çocuklar anneden alırlar. Örneğin üç yaşındaki bir erkek çocuk sürekli olarak anne, anneanne, teyze arasında büyürse, çevresinde yeterli erkek model yoksa cinsel kimliği yanlış gelişebilir. Çocuk yanlış cinsel özdeşimler kurabilir. Babanın erkek çocukla zaman geçirmesi önemlidir. Kuşkusuz aynı ilişki anne ve kız çocuk arasında da gereklidir.

Hatırlanacağı gibi bu hususu “Anne Babası Vefat Eden Çocuklar” başlığı altında da vurgulamış, annesi vefat eden bir kız çocuğunun teyzesiyle, halasıyla, babası vefat eden bir erkek çocuğunun ise dayısıyla, amcasıyla birlikte vakit geçirmesini önermiştik. Oysa ki burada çok daha şanslı bir durumla karşı karşıyız. Aileler annenin de babanın da hayatta olmasının kıymetini bilmeli, çocuklarıyla birebir iletişim kurmayı ihmal etmemelidir. Çocuklarına verilecek sevgi, şefkat, kendini güvende hissetme duygusu hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük bir hediyedir.

Kimi zaman boşanmaların ardından ikinci evlilikler gündeme geliyor. Anne babalar ikinci evliliklerini yapınca ilk evliliklerden getirilen çocuklarla üvey anne babalar arasında bazı uyum problemleri yaşanabiliyor. Gerçi bu ilişkiyi çok iyi dengeleyen aileler de oluyor. Üvey anne eğer kendisini aşabilen, gerçeklerle yüzleşebilen biriyse denge kurup adil davranmayı başarabiliyor. Fakat problemli ailelere de çok daha sık rastlıyoruz. Bu nedenle üvey anne çocuk ilişkisine bu başlık altında değinmek yerine bu konuyu ayrı bir başlıkla değerlendirmeyi daha faydalı buluyoruz.

Boşanma konusu üzerine söylediklerimizi özetlersek; boşanmalardan çocuğun nasıl en az zararla çıkabileceğini düşünmek gerekir. Çocuğun boşanmadan ötürü kendi suçlaması muhakkak önlenmelidir. Ebeveynlerin “Biz ayrılıyoruz ama annelikten babalıktan ayrılmıyoruz. Arkadaş kalacağız ve senin iyiliğin için elimizden gelen her şeyi yapacağız” mesajını çocuğa vermeleri, ayrıldıktan sonra da geçmişte yaşananlara sünger çekip çocuğun ihtiyacı doğrultusunda dayanışmaya girmeleri çocuk açısından en iyisidir. Çocukluk döneminin kişiliğin oluşması açısından ne denli önemli olduğunu biliyoruz. Çocuğun bu dönemi mümkün olduğunca sağlıklı geçirmesi için aileler ellerinden gelen özeni göstermelidirler.

 

KAYNAK : Prof. Dr. Nevzat Tarhan,

                  Makul Çözüm, Mart 2004, Timaş Yayınları

 


6/4/2007 - ANNELERE TAVSİYELER 2

 

 

GÜLENYÜZ ,AĞLAYANYÜZ TABLOSU

Kızım anasınıfına başladığı günden beri her hafta cumartesi günü sinema,oyun merkezleri gezip duruyoruz. Bilmiyorum sizde de oldu mu artık bunu bir eğlence gibi görmemeye başladı. Sanki olağan bir durum gibi algılamaya başladı.

Bir de ona sunulan bu imkanların farkında olmasını ve tekrar zevk almasını  sağlamam gerekiyordu.

Bu sebeple  GÜLEN YÜZ TABLOSU nu yarattım ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

A4 kağıdını cetvelle pazar dan cumaya kadar 6 eşit parçaya böldüm.Her güne bir gülen yüz bir de ağlayan yüz çizdim.

Gün içinde evde söz dinlemesi ve yaptığı iyi aktivitelerde başarılı olursa o gün için gülen yüzü, bütün gün ağlayıp sızlanırsa ağlayan yüzü işaretledik. Sonuçta, gülen yüz alabilmek için gayret sarfettiğini farkettim. Yatmadan önce tabloyu işaretlemek onun için bir seremoni halini aldı.Haftasonları ise yaptığı aktiviteler hak ederek olduğu için daha eğlenceli olmaya başladı.

Bu yöntemi bir kaç arkadaşıma da tavsiye ettim ve onlarda aynı şaşırtıcı heyecanı duyduklarını anlattılar.

Haydi siz de tablonuzu hazırlamaya başlayın. Faydasını göreceksiniz.

 

Yorum (2) Yorum yaz!

çocukarın resimlerini yorumlama ve televizyonun etkileri


14/11/2007 · Kategori: cocuk psikolojisi

Çocuğunuzun çizgilerini yorumlayın....

 

 
ÇOCUK RESMİNİN GELİŞİM AŞAMALARI ve yorumları

Çocuklar büyüyüp,olgunlaştıkça resimleri daha ayrıntılı oranlı ve gerçekçi olur. Her yaş dönemi resimlerinin belirgin özellikleri vardır.

1-KARALAMA DÖNEMİ (1-4)YAŞ ARASI
Çocuklar bu yaşlar arasında gelişi güzel çizimler yaparlar. Resimler daha çok oyun amaçlıdır. Çizgiler,tren rayı vb. dir.
Karalama Örneklerinden bazıları şunlardır.


2-ŞEMA ÖNCESİ DÖNEM (4-7) YAŞ ARASI
Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. İnsan çiz değince baş ve ayakları olan insan çizebilirler. Yüz hatlarını belirleyebilir. Dört yaş çocuğu kolları ve bacakları olan çöp adam çizebilirler. Beş yaşındaki çocuğunun yaptığı insan ve evler daha belirgin olmaktadır. Altı yaş çocuğunun yaptığı resimler de artık yavaş yavaş konuda vardır. Resimlerde yer zemini çizgisi mevcuttur. Resimlerde saydamlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarında çiziliyor olması gibi.

RENKLERİN ANLAMLARI (4-7) YAŞ ARASI

Dört beş yaşlarındaki çocuklar genelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleri öğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde genelde kahverengi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengi seviyorsa ,resimlerde ağırlık o renge doğrudur. Resimlerde ağırlık kırmızı renkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil eder. Pembe,sarı,turuncu......gibi sıcak renkleri seçen çocuklar sevecen,uyumlu,işbirlikçi......dir. Siyah,mavi,yeşil,kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aile ortamında yetişen iddiacı,çekingen,güçlükle kontrol edilen,uyumsuz,gerçek duygularını bastıran .... çocukları temsil edebilir.

3-ŞEMATİK DÖNEM (7-9) YAŞLAR ARASI
Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıkla anlaşıla bilinir . Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır. Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyle olan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleri ağırlıktadır.

4-GERÇEKÇİLİK DÖNEMİ (9-12)YAŞLAR ARASI
Bu dönemde resimlerde daha ayrıntılı çizimler ve gerçekçi bir yaklaşım görülür. Resim konularında kızlar ve erkekler arasında farklılıklar gözlemlenir. Kız çocukları daha çok bebek resmi,portreler,elbiseler...erkek çocukları ise araba,gemi,uçak...çizerler. Resimleri beğenmeme , aşırı hassasiyet ve kendini ifade güçlüğü görülür.

5-DOĞALCILIK DÖNEMİ(12-14)YAŞLAR ARASI
Nesneler orantılıdır. Resimler perspektiftir. Yakın çevrede gördüğü objelerin orantılarını,boyutlarını ve derinliklerini çizgileriyle yansıtmaya çalışır. Renkleri ise en iyi şekilde kullanırlar.

ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİ

Resimlerde belirgin herhangi bir konu yoktur. Plansızdır. Yaşıtlarının resim özelliklerinden oldukça gerilik gösterir. Resim cılız ve ilkeldir. Çoğunlukla kağıda resim yerine çeşitli karamalar yaparlar. Ayrıntılar bulunmaz .Örneğin insan resmi çiz dediğimizde sadece sınır belirten bir çizgi çizilir.Gözler,ağız,burun vs. çizilmez.Ev çizdiğinde çatısı kapısı,bahçesi başka bir yere çizilir.Çocukta resimleri ters çizme sıklıkla karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü çekebileceği düşüne bilinir. Örneğin ağaçların ters çizilmesi gibi.

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN RESİMLERİ
Üstün kabiliyetli kişi diğer insanlardan farklı düşünebilme davranabilme kabiliyetine sahiptir. Resimlerde dikkati çeken ortak özellikler kısaca, akranlarından üstün bir performans göstermeleri, farklı kavramlar arasında mantıklı ilişkiler kurabilmeleri,gelişmiş hayal gücü ,çizilen figürlerin hareket halinde olabilmesi,renklerin genelde canlı olması kağıdın tamamının kullanılması gibi......
UNUTULMAMALIDIR Kİ
Çok güzel resim yapan çocuk zekidir,zeki çocuklar güzel Resim yaparlar DENİLEMEZ.

ÇOCUĞUN PSİKOLOJİK ÖZELLİKLERİNİ YANSITAN RESİMLER

OKUL FOBİSİ :Resimlerde aile bireyleri ağırlıklı olarak çizilir. Okul ,öğrenci resmi çizmek istemezler.Ev ve evde mutlu çocuk resimleri çizerler.Resimler saydamdır.
GÜVENSİZLİĞİ YANSITAN RESİMLER: Kağıdın tamamı kullanılmaz,boşluklar fazladır. Çizimler yarımdır. Küçük figürler çizme ve kağıdın bir bölümünü kullanma eğilimindedirler. İnsan figürlerinde el ve ayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye uyumda yaşanılan güçlüğü,iletişim eksikliğini,paylaşım azlığını,kendinden başka insanlarla birlikte olmamayı,bencilliği de ifade etmektedir. Güvensiz çocuğun resimlerindeki çizgiler daha çok silik ve kesik kesiktir.
HİPERAKTİF ÇOCUKLARIN RESİMLERİ:Taşkın ve çok renkli resim çizerler.Gerilimli oldukları için genelde karalamayı tercih ederler ve resimleri hep yarım kalır. Çizdiklerinde ise resimleri çok büyük olur.
CİNSEL KİMLİK KARMAŞASI : Anne ve babaya aşırı yaklaşılması, zıt cinsel kimlikte çizimlerde yoğunlaşma, ev resimlerinde yatak odasının çizimi, etek giyen,çocuk emziren baba , ava giden sakal bırakan anne figürlerinin çizilmiş olması bize bazı ipuçları vermektedir.

AİLEDE İLETİŞİM PROBLEMLERİNİN OLDUĞUNU İFADE EDEN RESİMLER

Ailede iletişim kopukluğu ,aileyi konu alan resimlerde açıkça görülmektedir. Resimde aile üyelerinin birinin veya birkaçının eksikliği.. ,( annenin,babanın,kardeşlerin,aile içinde yaşayan diğer fertlerin hala,amca,dede,ninenin ..... çizilmemiş olması ) Aile fertlerini çizmeyi rededmesi,ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi ,sevgi eksikliğini , Anne baba ve çocukların arasına nesnelerin yerleştirilmesi,aile bireylerinin arasına köprü , gökdelen evler ,yol, ırmak ,ağaçların................. çizilmesi, iletişim problemlerinin bir göstergesi olarak kabul edile bilinir.
Anne babanın çok büyük çocuğun çok küçük veya anne babadan birinin büyük diğerinin küçük çizilmiş olması ailede baskıyı aile fertleri arasında problemin olduğunu baskıcı ve otoriter tutumu,anne babanın çok abartılı çizimi onlara duyulan hayranlığı da temsil edebilir.
Resimde küçük kardeşin anne babanın elinden tutuyor olması ve diğer çocuğun çok uzaklarda çizilmesi veya hiç çizilmemiş olması,sevgi yoksunluğunu ,kardeş kıskançlığını ,kendisini yok saydığını, iç çatışmaların bir göstergesi olabileceği düşüne bilinir.

RESİMLERDE Kİ FİGÜRLERİN ANLAMLARI İNSAN FİGÜRÜNDE Kİ KISIMLARIN ANLAMLARI

Büyük veya çok küçük kafanın çizilmesi zihinsel aktivite de problemlerin olduğunu,zihinsel geriliği ifade eder.
Vücudun organlarının çizilmemesi veya eksik bırakılması endişe duyulan,rahatsızlık hissedilen kısımları yansıtır.
Kolların abartılı çizimi aile içi ve çocuğa yönelik şiddeti, Kolların çizilmemesi ise güç ve kuvvetin azlığını,
Ağzın büyük veya küçük çizimi dil ve konuşma problemi Ağzın çizilmemesi iletişim problemlerini....
Gözlerin büyük çizimi merakı,boş ve anlamsız bakan gözlerin olması görme problemini ve görmeye bağlı öğrenme problemlerini...
Burunun abartılı çizimi astım ,bronşit vb. solunum yoluna bağlı problemlerin olduğunu...burunun çizilmemesi güç savaşını,güçsüzlüğü,desteksizliği..
Kulakların normalinden farklı ,büyük veya küçük çizimi işitmeye bağlı problemlerin olduğunu....
Ellerin çok büyük çizilmesi dayağı ,şiddeti,çalma eylemlerini,çok küçük çizilmesi ise güvensizliği,çevreye uyum güçlüğünü ....
Ayakların abartılı çizimi kendine olan güveni,küçük çizilmesi ise güvensizliği ve yardımsızlığı,
Cinsel organların çizimi saldırganlığı,aşırı endişeyi ve anne babayı çıplak görmüş olmayı temsil etmektedir.

EV FİGÜRLERİNİN YORUMLANMASI

Ev çocuğun duygusal yaşamının oluştuğu merkezdir. Evin saydam olarak çizilmesi,yaşamı canlılığı , içini göstermeyen duvarların çizilmiş olması ise karamsarlığı,yaşam ifadesinde ki güçlükleri,kendini anlatmakta karşılaşılan zorlukları ifade etmektedir.
Evlerdeki bacalardan yükselen kalın dumanlar aile için de yaşanılan kavgaları,çatışmaları ,sürtüşmeleri gösterir.
Yüksek binalar ve gökdelenler çocuktaki özlem ve komplekslerin ,gerginliğin yansımasıdır . Ezilme ve başkaldırı vardır.
Evlerden çıkan yollar rehberliğe ,yol gösterilmeye duyulan ihtiyaçtır.
Resimlerde, insan resimlerinin azlığı veya yokluğu sosyal ilişkilerde kopukluğu belirtir.İnsan figürünün çokluğu ise sosyal ilişkilerde ki gelişmişlik düzeyini belirtir.
Çizilen kuş resimleri özgürlüğe duyulan ihtiyaç hasrettir
Çizilen ağaçlarda meyve olması verimli olma isteği yeşil yapraklı ağaçlar canlılığı,solmuş yapraklı ağaçlar ve yaprak dökümü ölüm isteğini,ağaç köklerinin olması içgüdüye önem vermesi ve bağımlılık duygularını yansıtır.
Resimlerde çok bulut veya koyu renkli bulutların olması çözülemeyen problemleri ifade edmektedir.

ÇOCUK RESİMLERİNİN GENEL OLARAK YORUMLANMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Çocuğun bize kendisini yansıtması ve olaylar hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmesinde,yalın bir anlatım aracı olan resmim önemi büyüktür. Resim etkinliğinin aynı zamanda sözsüz dili oluşturması ve bu yolla anlatımın kolay olması, yaşı ve kişilik özellikleri nedeniyle sözlü iletişim kurmakta güçlük çeken çocukları tanımada da önemli bir teşhis aracı olmasını sağlamaktadır.
Çocuk resimlerini yorumlarken ,dikkat etmemiz gereken bazı önemli noktalar bulunmaktadır.
Tek resimden yola çıkarak yapacağımız bir değerlendirme bize hatalı sonuç verebilir. Çocuğun diğer resimlerinede dikkat etmeli ve toplu bir değerlendirme yapılmalıdır. Resim değerlendirmesine başlamadan önce.....Çocuğun genel tutum ve davranışlarını ,içinde yaşadığı
Psikolojik sosyo-kültürel ve ekonomik durum,arkadaşlarıyla kardeşleriyle ilişkileri,okul ve aile içi ilişkileri çocuğun yaşını,cinsiyetini,ailede kaçıncı çocuk olduğunu varsa uyum ve davranış sorununun türünü, ailesinin genel özelliklerini,okul başarısını,çocuk hakkındaki genel izlenim ve görünüm ,diğer önemli özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Resim aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Resim çizmede öğretmen faktörü de önemlidir. Çocuklar resim çizmeyi kendi kendilerine,ailelerinden,öğretmenlerinden veya arkadaşlarından öğrenebilirler.
Konu seçimi yapmadan 'Hadi bakalım bize bir resim çiz' dediğimizde ,çocuk ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda içinde yaşadığı psikolojik duruma ve hayal gücünün de etkisiyle resim çizebilir .Serbest konu verdiğimizde çocuğun çizmiş olduğu resimdeki tema da çok önemli-dir .
Unutulmamalıdır ki, resim değerlendirilmesi projektif bir tekniktir.Yorumlar, yorumlayana göre değişkenlik gösterebilir.

 

ÇİZGİLERİN YORUMU

Büyüklük:Çok büyük ve çok küçük resimler anlamlı olabilir.

Büyük Resimler :Sayfanın tamamını kaplayan çok büyük resimler

Küçük Resimler:Birkaç cm büyüklüğünde ki resimler

  -İç kontrol zayıflığı

  -hiperaktivite

  -Dikkat dağınıklığı

  -Saldırganlık

-Ürkek

-Benlik Saygısı düşük

-İçe dönük

     

Abartılı Çizimler: beden kısımlarının abartılarak büyük veya küçük çizilmesi

  

Baş

Zihinsel açıdan kendini yetersiz gören çocuklar

Ağız

Konuşma ve dil problemi olan çocuklar

Bağımlı çocuklar

Gözler

Göz bebeği olamadan çizilen resimler görme problemi olan çocuklar

Güvensiz ve şüpheci

Ayaklar

Güven isteği,

Kaygı

Burun

Solunum güçlüğü çeken çocuklar

Kulaklar

İşitme problemi

Kuşkucu,(başkaları tarafından dinlenme )

Cinsel Organlar

Saldırganlık

Dürtü kontrolü zayıf

  

Eksik ve Unutulan Çizgiler:Bazı beden kısımlarının çizilmemesi veya belirgin olmaması

 

Eller

Güvensizlik

Çevreye uyumda güçlük

Kollar

Güvensizlik

Güç ve kuvvet azlığı

Bacaklar

Çocuğun kendini desteksiz

 Hareketsiz algılaması

Ayaklar

Kendine güvensizlik

Burun

Benlik saygısı düşük

ağız

İlişki kurmakta zorluk

  

kaynak;www.cocukgelisimi.com sitesi


12/4/2007 - TELEVİZYON VE ÇOCUĞUMUZ

 


Anneler, l.ütfen bu yazıyı okuyun.Bilkent üniversitesinin bir araştırması.


Televizyon ve Çocuklar Hakkında Bilmemiz Gerekenler

Bugünlerde çocuklarla televizyon arasındaki ilişki ile ilgili istatistikleri incelemenize gerek yoktur; bütün dergi, gazete ve basın araçlarında bu konu zaten yeterince işlenmektedir. Bu kaynaklar, iki ile beş yaş arasındaki çocukların haftada ortalama 25 saat televizyon izlediğini ortaya koymaktadır; bazı çocuklar ise günde beş saatten fazla televizyon izlerler. Liseden mezun olan Amerikalı bir çocuk o güne kadar televizyon önünde toplam 15.000 saat geçirmiştir. ( iki yıl gece ve gündüz toplamına eşit bir zaman) derslerde geçirdiği zamandan 4000 saat daha fazla !

Televizyonun çocuklarda aşağıdaki davranışları oluşturabileceği bildirilmiştir.
Aşırı Beslenme Sendromu : Televizyon izlerken çocuklar aşırı miktarda beslenirler ve trans durumuna geçerler,

Yetersiz, Entellektüel, Fiziksel ve Sosyal Aktivite : Televizyon izlerken, çocuklar koşup oynamazlar, diğer çocuklarla ilgilenmezler, kitaplara bakamazlar, hayal kuramazlar, resim yapmazlar veya bedenlerini ve zihinlerini çalıştırmazlar.

Obezite : Çalışmalar son yıllarda çocuklardaki obezitenin %50 oranında artmasından televizyonun sorumlu olduğunu göstermiştir. Bunun nedeni çok fazla kalori alınmasıdır.

Yüksek Kolestrol Düzeyleri : Aşırı beslenme sadece çocukların aşırı kilo almasına neden olmakla kalmayıp aynı zamanda kolestrol düzeylerini de arttırır. Araştırmalar, bunun hareketsizliğe ve kalp açısından sağlıksız bir diyetle beslenmeye bağlı olduğunu belirtmektedir. Ayrıca yapılan araştırmalarda televizyon seyretme konusunda iradesiz davranan anne ve babaların yağ tüketimi ve kolestrolü önleme konusunda da kontrollü olmadıkları gösterilmiştir.

Saldırgan Davranışlarda Artış : Bazı insanlar bunun tersini düşünse de, gittikçe artan kanıtlar anne babaların her zaman şüphelendikleri bir konuyu doğrulamaktadır; televizyondaki şiddeti seyretmek çocuklarda saldırgan davranışları körükler.

Korkunun Artması : Küçük çocuklar gerçekle oyun olmayanı ayırt etmekte zorlanırlar. Hayal mahsulü olan şeyleri gerçekmiş gibi algılarlar çünkü izledikleri her şeyi gerçek olarak değerlendirirler. Televizyonda olan şeyler, onlar için kendi odalarında olanlar kadar gerçektir.
Değer Yargılarında Bozulma : Çok az televizyon şovunda çocuklara olumlu değerler verilmeye çalışılır.

Başa Çıkma Becerilerinde Azalma : Çocuğun sorunu mu var ya da kızgın mı? Çözümü basit ! televizyonu aç ve seyret. Uzmanlar televizyonu bu amaçla kullanan anne ve babaların çocuklarının hayatta karşılaşılan normal sorunlarla başa çıkmakta zorlandıklarını ve sorunları çözmeye çalışmak veya sıkıntıyı gidermek yerine kolay çözümlere yöneldiklerini ifade ediyorlar.

Entellektüel ve Sosyal Gelişmede Gecikme : Aşırı derecede televizyon seyreden çocukların daha az TV seyredenlere kıyasla, okuma testlerinde daha küçük puan almaları ve okulda daha başarısız olmaları şaşırtıcı değildir.

Hayal Gücünün ve Yaratıcılığın Azalması : Okuma, zihinde bir takım hayallerin oluşmasını sağlar. Televizyon ise tüm sahneyi gösterir, hayal gücüne ve yaratıcılığa yer bırakmaz.

Bağımsız Oyun Oynama Becerilerinde Azalma : Çok fazla televizyon seyreden çocuklar kendi kendilerine oyalanamazlar ve bunun için motivasyon hissetmezler.

Ailevi ve Sosyal Bağların Zayıflaması : Bütün gün televizyon izleyen aile üyelerinin birbirleriyle ilişkileri zayıflar. Trans halinde televizyon seyreden bireyler kendi aralarında çok az iletişim kurarlar ve duygu alışverişinde bulunurlar.

TELEVİZYONU DOĞRU İZLEMEK İÇİN 10 UYARI

Tüm dezavantajlarına rağmen, televizyon çocuğu başka yerde bulamayacağı harikalar ülkesine götürür. Çocuklar televizyon sayesinde dünyanın uzak köşelerine giderler, geçmiş ve geleceğe yönelirler ve çeşitli sanatlar, bilimler hakkında bilgi edinirler. Burada vereceğimiz 10 uyarı ile en az riskle en çok faydayı sağlayabilirsiniz.

1) Şu anda mantıklı sınırlamalar getirin; 18. Aydan önce bir çocuğun televizyona hiç ihtiyacı yoktur. 18. Ayda günde ½ saat yeterlidir. İkinci yaşını geçtiği andan itibaren de günde bir saat televizyon izlemesine özellikle de hava dışarıda oynamak için uygun değilse, izin verebilirsiniz.

2) Sınırları koyun ve uygulayın; Sınırları koymak ve uygulamak farklı şeylerdir. Belli bir süre televizyon izledikten sonra tam saatinde televizyonu kapatmanız ve ondan sonra çocuğunuzun ilgisini başka yere çekmeniz gerekir.

3) Televizyon izleme zamanlarını belirleyin; Yemek saatlerinde televizyonu açmayın. Ayrıca oyun saatlerinde, aile toplantılarında ve tatil günlerinde de (Özel tatil şovları dışında) televiyonu kapatın.

4) Televizyonu beraber seyredin; Çocuklar aileleriyle televizyon seyrederken daha az trans durumuna geçerler ve gösterilenler ile ilgili etkileşim kurmak mümkündür.

5) Televizyonu daha etkileşimsel hale getirin; Televizyondaki karakterlerin resmini yapın, favori programlarda yapılanları tekrarlayın ve aranızda tartışın, olaylarla ilgili sorular sorarak çocuğunuzla beraber yorumlar yapın.

6) Televizyonu çocuğunuza ilgi göstermediğiniz zamanların yerine geçecek birşey olarak kullanmayın.

7) Televizyonu ödül veya şantaj amacıyla kullanmayın; Televizyonla iyi davranışlar arasında bağlantı kurmanız veya onu televizyondan mahrum etmekle tehdit etmeniz TV yi onun gözünde daha cazip hale getirir.

8) Olumlu bir model olun; Çocuklar genelde söylediklerinizi değil, yaptıklarınızı taklit ederler. Televizyonu kesinlikle sürekli açık tutmayın.

9) Seçici olun ; Seçici olmak için ;
*Önceden programlara göz atın;
*Onun yaşına uygun programlar seçin; Video ; Videonuz varsa ona uygun programları kaydedin ve daha sonra beraber seyredin.

10) Olumsuz noktaları ortadan kaldırın; Televizyonun kötü etkileri şu şekilde azaltılabilir veya giderilebilir.
*Ailenin konsantrasyonunu televizyondan uzaklaştırmak,
*Sağlıklı besinlerle beslenmek,
*Değerlerin aktarımı,
*Yaratıcılığı ve entellektüel gelişimi güçlendirin. (Şu programda yaptıkları bez bebekten biz de yapabilir miyiz?, Sence o kız neden öyle söyledi?, Sence bu iyi fikir mi? )
*Duygusal ihtiyacını karşılayın.
*Şiddet hakkındaki konuşmalar: Şiddet ile ilgili yanlış fikirlere kapılabilirler. Haberlerin korku verici bir kısmını izleyerek korkan çocuğa sonradan herşeyin yolunda gittiğini söyleyin.

Çocuklarımıza ve size bol sorumluluklu güzel günler diliyoruz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

çocuk psikolojisi


14/11/2007 · Kategori: cocuk psikolojisi

Çocuklarda dil gelişimi

 

 

 

6 yaşındaki kızım Melis, bir iki ay içinde inanılmaz büyüdü. Karşılıklı sohbetlerimizde düzgün cümleler kurmaya başladı.Söyledikleri daha anlamlı ve duygu yüklü. Büyüdüğünü konuşmalarından daha iyi anlıyorum.Çocuklarda dil gelişiminin ne kadar önemli olduğunu unutmayalım. Bu sebeple sizlerle bazı bilgileri paylaşmak istedim.Bebeğinizin doğumdan itibaren her aşamasını takip edin.Çocuğunuzun dil gelişiminin doğru yönde ilerlemesi ileriki yaşlar için çok önemli.

 

Konuşması geciktiyse...
Konuşmanın gerçek anlamda gecikmesinin birkaç ana nedeni vardır. En sık rastlanan nedenler işitme sorunları ve iletişim kurma konusunda isteksizliktir.

Doğuştan gelen bir sorun nedeniyle ya da sık geçirilen ortakulak iltihabı sonucunda işitme zorluğu olduğunda çocukların çevrelerinde konuşulanları anlamaları konuşmaları etkilenecektir. Çocuğunuzun iyi işitmediğini düşünüyorsanız bu kaygınızı mutlaka doktorunuzla paylaşın.Günümüzde doğumdan hemen sonra yapılan basit bir test ile bebeğin herhangi bir işitme sorunu olup olmadığını tesbit etmek mümkün.

Bazı gelişimsel bozukluklar sosyal hayat için çok gerekli olan iletişim gereksinimini ortadan kaldırmaktadır. İletişim gereksinimi olmadığında konuşmanın gelişmesine de gerek kalmamakta. Otizm ve benzeri rahatsızlıkların ilk belirtileri içe dönüklük ve konuşma gecikmesidir. Konuşma gecikmesi olan çocukların gelişimsel açıdan değerlendirilmesi iyi olurşmanın mümkün olduğunca normal
gelişebilmesi için çok önemli. .
Çocuğun Konuşmayı Öğrenmesine Yardımcı Olacak İpuçları

Çocukların konuşmayı öğrenmesi çok karmaşık bir süreçtir. Bu aşamada sizin katkınız da çok önemlidir. Bu konuda bazı öneriler verilebilir:

  • Çocuğunuza konuşmak için zaman ayırın. Onun yaptıkları ya da kendi yaptıklarınız hakkında sohbet edin.
  • Onunla konuşurken sıranızı bekleyin; bir şey söyleyin ve size yanıt vermesine fırsat tanıyın.
  • Günde en az bir saat, onunla yüz-yüze konuşmak için zaman ayırın.
  • Odadaki TV, radyo, video, müzik ve bilgisayar oyunları gibi gereksiz seslerin olmadığı ortamda iletişimi deneyin.
  • Az konuşmanın çocuğunuzun sizinle konuşmasını zorlaştıracağını unutmayın.
  • Konuşurken çocuğunuza bakın ve size dikkat ettiğinden ve dinlediğinden emin olun.
  • Çocuğun ifadesinde kullandığı yanlış sözcükleri, "yanlış kullandın" gibi uyarmalar yerine, doğru model olarak, kısa cümle içinde tekrar etmeniz uygun olacaktır.
  • Dilin, iletişim için gerekli olduğunu ona hissettirin. İşaretle ya da nesnenin ismini söylemeye çalışarak, bir şey istediği zaman; örneğin "Süt mü istiyorsun?" gibi yönergelerle, ona hem uygun konuşma modeli olun hem de istediği nesneyi vererek kendisini ödüllendirin.
  • Çocuğunuzun her sözcüğü söyleme çabasını övgü ile pekiştirin.


 

YAŞ  TEMEL SOSYAL VE DİL İŞLEVİ

Doğum

 İnsan sesiyle rahatlar, ağlaması yaygın olarak rahatsızlık ve açlık ifade eder.

6 hafta

 İnsan sesine tepki verir, yumuşak ve keyifli sesler çıkarır; yardım istediği zaman ağlar.

2 ay

 Değişik sesleri ayırdetmeye başlar; yumuşak ses tonu daha çok gırtlaktan çıkar.

3 ay

 Başını sese doğru yönlendirir; başkalarının konuşmasına sesle cevap verir; mırıltıya başlar, ve değişik heceleri ritmik şekilde tekrarlar.

4 ay

 Değişik ses perdelerini kullanmaya başlar, ses tonlarını taklit eder.

6 ay

 Başkaları tarafından çıkarılan sesleri taklit etmeye başlar.

9 ay

 Yetişkinlerin tonlamasına benzer şekilde anlam ifade eden tonlamalar yapar.

12 ay

 Kelime hazinesini geliştirmeye başlar; 12 aylık bir bebeğin kullandığı 5-10 kelimesi olabilir ve sonraki 6 ayda iki katına çıkacaktır.

24 ay

 Kelime hazinesi hızlı bir şekilde artar ve tahminen 200-300 kelimeye ulaşabilir; kelimeler genellikle günlük nesnelerdir; ifadeleri tek kelimeliktir.

36 ay

 900-1000 arası kelime hazinesi vardır; 3-4 kelimelik basit cümleler kurar (özne ve yüklem); iki kelimeli komut cümlelerini anlar.

 

 

3 - 4 YAŞ GRUBU DİL GELİŞİMİ

. Günlük yaşamımızda kullandığımız, içmek, açmak, kapamak, uyumak gibi eylemleri belirten resimleri isimlendirebilirim.
· Özellikleri belirtilen nesneleri getirebilirim.
· İki eylem gerektiren direktiflere uyabilirim.
· Çevremdeki nesneleri tanır ve onları adlandırabilirim.
· Söylemesem bile dokuzyüze yakın kelimeyi anlayabilirim.
· Iki ayri nesneli eylemi gerektiren emirleri yerine getirebilirim.
· Beş kelimeli cümle kurarak konuşabilirim.
· Zamirle kendimi ifade edebilirim.
· Sesimin tonunu ve hızını ayarlayarak konusabilirim.
· Yaptığım bir resmi anlatabilirim.
· Kendi kendime konuşur ve çok soru sorarım.
· Onsekiz adet nesne kartı içinden en az on tanesinin ne olduğunu söyleyebilirim.
· Altı kelimelik bir cümleyi, söylendikten sonra tekrarlayabilirim.
· Bir hikaye oluşturup anlatabilirim.
· Olayları birbirine bağlayıp olan biteni anlatabilirim.

4-5 YAŞ GRUBU DİL GELİŞİMİ

. Özellikleri belirtildiğinde vücudumun kisimlarini gösterebilirim.
· Üç nesneli ve davranişlari emirleri yerine getirebilirim.
· Resimleri mantikli bir şekilde açiklayabilirim.
· Tek başima 3-4 misralik basit şarkilari söyleyebilirim.
· Düzgün ve tam cümleler kurabilirim.
· Yedi kelimeden oluşan cümleleri kurabilirim.
· Geçmiş şimdiki ve gelecek zamanlari doğru olarak kullanabilirim.
· On sekiz adet değişik nesne resminden on dört tanesinin ismini söyleyebilirim.
· Yakin zamanda yaşanmiş olaylari anlatip, olaylar arasinda ilişki kurabilirim.
· Ev adresimi söyleyebilirim.
· Kaç yaşimda olduğumu söyleyebilirim.
· Sürekli olarak "neden, ne zaman, nasil" gibi sorular sorabilirim.
· Kelimelerin anlamlarini merak ederek ne olduğunu sorabilirim.
· Gerçekleri hayallerimle kariştirarak hikayeler anlatabilirim.
· Artik konuşmalarimda bebeksi konuşmalara yer vermem veya çok az konuşurum.

5-6 YAŞ GRUBU DİL GELİŞİMİ

. Adimi soyadimi söyleyebilirm
· Ailemdeki kişilerin isimlerini söyleyebilirim
· Telefonumu ve ev adresimi söyleyebilirm
· 6-8 kelimelik cümleler kurabilir, söylendiğinde tekrarlayabilirim
· Somut nesneleri yapilarina gore daha ayrintili olarak tanimlayabilirim
· Soyut nesnelerin anlamlarini sorabilirim
· Zit anlamli soyut kelimeleri söyleyebilirim
· Zit anlamli somut kelimeleri söyleyebilirim
· Günlük yaşantimi anlatabilrim
· Yer ve hareket tarif edebilirim
· Niçin sorusunu açiklayarak cevaplayabilrim

 

Kaynak: Development of the Child's Brain and Behavior. B.Kolb ve B.Fontie.

korku üzerine....

 

Ünlü yazar Shakespeare şöyle diyor;

"İnsanların çoğu,
Kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor,
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için,
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için,
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için ,
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için,
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için......

Korku düşmanımızın sahip olduğu en güçlü silahtır.Düşmanınızın kim ya da ne olduğu hiç önemli değil , onun en güçlü silahı sizin korkunuzdur. Bu düşmandan korkmaya başladığınız an sizden güçlü duruma geçer. Eski bir kitabe bunu gösteriyor. Şöyle ki;

“Ölümle karşılaştım. Sordum, “nereye gidiyorsun?”
Ölüm yanıtladı . “Benares’e gidiyorum”
“Oraya neden gidiyorsun?" diye sordum.
“Bin kişiyi öldürmek için"
Ertesi hafta yine karşılaştım Ölüm’le.
Ölüm’e sordum , “Benares’e bin kişiyi öldürmeye gitmedin mi? Anladığım kadarıyla yüzbin ölü var.”
Ölüm gülümsedi ve “Ben bin kişiyi öldürdüm” dedi, “Gerisini korku öldürdü.”

Genellikle çocukluk yıllarında yaşananların etkisiyle ortaya çıkan yüzlerce "fobi" çeşidi insanların hayatını olumsuz etkiliyor.
 Korku, insanlığın varlığından beri var olan bir olgudur.Genellikle çocukluk döneminde yaşanan olayın ileri yaşta benzer ya da farklı şekillerdeki korkular olarak ortaya çıktığı görülüyor.Yıllarca siyah çizme giyen insanlardan garip bir şekilde kaçmışımdır. Yeni moda diye kendime almak istesemde bir türlü ayağıma giyememişimdir.Tesadüfen dinlediğim bir çocukluk hikayemle bunun sebebini öğrendim. Küçükken, ablam ,uslu durmam için annemin siyah çizmeleriyle beni korkuturmuş. Bunu öğrendikten sonra siyah çizme giyebilir oldum. Çocuklarınızı asla bir şey üzerine korkutmayın. Etkisini yıllar sonra bile hissedeceklerdir.Son zamanlarda büyücülük ve sihirle ilgili filmlerin çocuklar üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler bıraktığına inanıyorum.Korkuların gelişmemesi için en uygun yöntemin çocuklara hep güven telkin etmek ve korkularının üzerine gitmelerini sağlamaktır.
      Hayatın belli dönemlerinde ve modern çağla birlikte korkularımızda değişiyor.Örneğin bebekler ilkin yüksek sesten korkarlar. Zamanla bunu aşar ve daha sonra başka korkuları başlar. Ayrıca modern çağla birlikte korkularda değişimler olabilir...
      Örneğin daha önceleri ay ve güneş tutulmasından korkulurken, artık sebepleri bilindiğinden bunların yerini UFO’lar  ve uzaylıların dünyayı istila edeceği gibi korkular alabiliyor .    
      Aşağıda size yaygın bazı fobileri sıraladım. İçlerinde sizin de korkularınızdan biri olabilir. Bu tip fobilerden kurtulmak için psikiyatrislere başvurmak en doğrusu. Telkin yoluyla vazgeçebilirsiniz.
              
      Aviofobi: Uçuş korkusu.
      Klostrofobi: Kapalı yer korkusu.
      Batofobi: Derinlik ya da yüksek binaların yanından geçmekten korkusu.
      Ailurofobi: Kedilerden korkma.
      Arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesini yerken damağa yapışmasından korkma.
      Venüstrafobi: Güzel kadınlardan korkma.
      Politikofobi: Politikacılardan korkma.
      Peladofobi: Kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma.
      Fobofobi: Korkmaktan korkma.
      Eisoptrofobi: Aynalardan korkma.
      Erotofobi: Cinsellikten korkma.
      Filofobi: Aşık olmaktan korkma.
      Agirofobi: Caddelerden korkma.
      Antropofobi: İnsanlardan korkma.
      Araknofobi: Örümceklerden korkma.
      Tokofobi: Gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma.
      Triskaidekefobi: 13 sayısından korkma.
      Tripanofobi: İğne olmaktan korkma.
      Musofobi: Farelerden korkma.
      Nekrofobi: Cesetten korkma.
      Ofidiyofobi: Yılanlardan korkma.
      Okofobi: Taşıtlardan korkma.
      Rantofobi: Her şeyden korkma.
      Gametofobi: Evlenmekten korkma.
      Ksenofobi: Yabancıdan korkma.
      Tapofobi: Canlı canlı toprağa gömülme korkusu .
      Amnezifobi: Hafızasını kaybetmekten korkma .
      Aritmofobi: Sayılardan korkma .
      Helyofobi: Güneşten korkma .
      Karnofobi: Etten korkma .
      Lökofobi: Beyaz renkten korkma .
      Nozokomefobi: Hastanelerden korkma .
      Testofobi: Testlerden ya da sınavlardan korkma .
      

Yorum (yok) Yorum yaz!